try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
UzunHayat.Com

Sağlıklı toplum, sağlıklı hayat

Hayatımız bereketlensin, yaşantımızın hazzını alalım diyorsak şu hadis-i şerifi çok dikkatli bir hassasiyetle okuyalım.

Peygamberimiz Efendimiz aleyhisselât-u vesselam buyurdu ki:

“Sizden her kim:

* Vücutça sağlıklı,

* Nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu,

* Günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri, kendisinde toplanmış gibi olur.” (Tirmizi. Zühd. H. No: 2346. İbni Mâce H. No: 4141)

Sağlık, gizli bir hazinedir. Hz. Dâvud aleyhisselamın şu hikmetli sözü ne kadar da mânidardır. Der ki: “Bir saatlik üzüntü, insanı, bir sene yaşamış gibi kocaltır.”

İnsanın nefsinden, malından korkusuz olması için akıl, can, din, nesil ve mal emniyetinin olması gerekir. Ancak toplumumuzda bunlardan hiçbirimiz emniyet ve eminlik içinde değiliz. Herşey insanı hasta etmek üzere plânlanmış, dolayısıyla aklımıza kastediliyor.

Canımız ne tür bir saldırıya uğrayacak, tedirgin tedirgin bekliyoruz. Yaşadığımız toplumda insanların inanma hürriyetleri var ama inandıklarını yaşama hürriyetleri, Müslümanlığa inanıyorlarsa kesinlikle yok.

Müslümanlar inançlarından dolayı zulmün her çeşidine mâruz kalıyorlar/kalıyoruz. Dolayısıyla din hürriyetimiz/emniyetimiz yok. Nesil emniyetimiz yok; çocuklarımız başta eğitim sistemleri olmak üzere konan despotluklarla hortumcu kapkaççı, menfaatçi, şehvetperest yapılmak isteniyor.

Neslimizin geleceğinden emniyette değiliz. Mal güvenliği yok; devlet bile bir takım eşkıyaların hortumlamasına, sokaklar ise kapkaççıların tasallutu altında, hükümet olan “Bakan”ların “Yüce Divan Mahkemeleri”nde sanık sandalyesinde tünüyor olmaları mal emniyetimizin ne olduğunun beyanıdır. Bütün bunlar huzursuzluğun nedenlerini ortaya koyan hususlardır.

Günlük yiyecekler değil senelik yiyeceklerden bile fazla imkânları olanlar ve bir sonraki öğünde yiyecek birşeyleri bulunmayanların birlikte içiçe yaşadıkları bir dünyada yaşıyoruz. Komşusu açken tok geceleyenlerden, aç ve açık olanlardan, habersiz tıkınanlardan ve har vurup harman savuranlardan dolayı bereketin de yok olduğu dikkate alınırsa “günlük yiyecek” mefhumunun da pek anlaşılmadığı bir ortamda bulunuyoruz.

Karınlar dolu, ruhlar aç ise, günlük yiyeceklerin de varlığı kimseyi huzurlu yaşamaya götürmüyor.

Kısacası, inancı zedelenen insan neye sahip olursa olsun doymak denilen şeyi bir türlü kazanamıyor. Bundan dolayı da toplumumuzda yediden yetmişe herkes-istisnaları olmakla birlikte-huzursuz, mutsuz ve doyumsuzdur.

Çâre, her şeyiyle ve bütün hüküm ve hikmetleriyle İslâm’ı hayat tarzı edinmektir. Gerisi çırpınış ve felâketten felâkete yuvarlanış olur.

İhlaslı mü’min ihtiraslı olmaz. İhtiraslar sağlığın baş düşmanıdır. Para hırsı, şehvet hırsı, şöhret hırsı, makam hırsı bir insanın içine çöreklendi mi er-geç o kişi sıhhatini kaybetmeye mahkumdur.

Toplumlar ihtiras arenalarına benziyor. Hırslar hayatı çekilmez kılıyor. Bu karanlığın sonu musibettir, belâdır sonucu da cezadır.

Ülkemizin iç ve dış düşmanları birlikte hareket ederek herşeyi insanı hasta etmek üzere plânladıklarını ve plânların tatbikata konulduğunu kerrat defa söyledik/söylüyoruz.

Toplumumuz hastalıklar kolonisi görünümünde. Tıp uzmanları toplu ölümlerin kapının eşiğine dayandığını haber veriyorlar. Uyarıyorlar, uyananımız, yahu ne oluyor diyenimiz yok.

Devletin eski resmi patentli kitaplarında margarinlerin içinde domuz içyağı bulunduğunu yazıyordu. Bunlardan üretilen yağlar elbette beyni de, kalbi de, kalıbı da bozar/zaten bozdu.

Çokuluslu sömürücü dev şirketler Türkiye’mizi iktisadi bir koloni haline getirdiler. Boyalı Amerikan içecekleri sağlıksızlaştırıyor.

Yabancı sermayeli ilâç sanayi tedavi değil daha çok hastalık hedefine gidiyor.

İçeceklere, yiyeceklere katılan katkı maddeleri sağlığın canına okuyor. Sebzeler, meyveler hormonlandı. Topraktan biten herşey kimyevi maddelerle zehirli ve zararlı hâle getirildi.

Hava, su, deniz kirliliği ülkemizi bir kâbus ve karabasan gibi sardı. Çernobil serpintilerine maruz kalan radyoaktif çaylar milletimize içirildi. Şimdi kanser patlaması yaşanıyor. Deli dana etleri ithal edilerek mutfaklarda pişirilip insanlarımıza yedirildi. Vehamet bu dereceye ulaştıktan sonra daha ne bekliyoruz.

Hep birlikte sarılalım İslâm’a, başka kurtuluş yolumuz yoktur.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Sağlık sorunlarınız nedeni ile ne kadar sıklıkla hastaneye gidiyorsunuz:

Son yorumlar